Şapşikler
August 17th, 2011Nerdeeee eski ramazanlar?
August 11th, 2011Yaşlandığımın bi işareti midir acaba bu ramazan sürekli bu cümleyi kullanışım yoksa artık eskisi kadar tat alamayışım mı ramazandan? ya da ramazanın artık yaza gelişinden mi? “Hayır bunca yıl toplasan 3 gün oruç tutmuşluğun belki var ne ramazanı sen de?” diyebilirsiniz ama eskiden ramazan ayı çok hareketli geçerdi.
Bi kere nerdeyse her akşam birine iftara yemeğe gidilirdi. Kocaman bi masa kurulurdu sonra. Oruç tutmayanlar da oruç tutmuşçasına beklerdi iftar saatini. Zaten genelde oruç tutan sayısı az olurdu. Ramazan bahane, evsahiplerine tüm gün yemek pişirmek sonra da misafirlerin ardından temizlik yapmak yorgunluğunu yüklemek suretiyle birarada olmaktı. O kadar kalabalık olurduk ama yine de onun 3 katı kadar insanı doyurcak kadar yemek olurdu masada. Akşam boyunca da midemizin sınırları zorlanmak kaydıyla muhabbet ederken bi yandan da yenmeye devam edilirdi. Biz çocuklar sıkılırdık sonra oyunlar oynardık bi odada.
Sonra mesela ramazan ayının en büyük eğlencesiydi benim için Sultanahmete gitmek. Halil amcam bizi mutlaka götürür bi de mutlaka macun yedirirdi. Elimiz yüzümüz yapış yapış olmak suretiyle yerdik o macundan. Bi kere de tamamını bitirdiğimi hatırlamıyorum gerçi o ayrı. Genelde birazcık yiyip anneme “daha yemicem” demek suretiyle uzatmaktan ibaretti benim macun yiyişim. Ama olsun ramazandı ve macun yenirdi.
Lisedeyken bile kendimizce bi “ramazan ayı eğlencesi” bulmuştuk bi şekilde. Sahura kalkcaklar listesi – ki amaç yemek sayısını belirlemekti ama bi kere bile o listeye uyulduğunu görmedim- yapılır önce. sonra geceden herkes birbrini uyandırmak üzere anlaşır. gecenin bi körü çalan alarmlar arasnda kalkmıcaklar inatla alarmalarını kapatmayanlara içinden -hatta çoğu zaman dışından- söver, sonra birbirini uyandırmaya çalışan insanların fısıltıyla karışık bağırmaları duyulur. Sonra herkes pijamasıyla yemekhaneye iner. Bazen hep beraber uyanmak üzere bile anlaşır sırf pijamayla yemekhaneye inip uyku sersemi pijamalı alt dönemler-üst dönemler görmek için pek kıymetli uykumuzu bölerdik.
Yatakhanecek sultanahmete gidiyoduk mesela servislere doluşup. Sultanahmette yenebilcek ne varsa yiyoduk (ki bi seferinde döner,sucuk ekmek ve de tantuni yemiş üstüne tatlı yiyip sahlep içmişliğim bile var :)

Neyse diyeceğim odur ki artık ramazan ayında olduğumuzun bile farkında olmuyorum. Yanlış anlaşılmasın zaten benim olayın dinsel boyutu, oruç kısmıyla falan hiç bi alakam yok. Ben tamamen işin “yeme ritüelleri” kısmındayım :) 2 gün önce annemle sultanahmete gittim. Öğlen bile az yedim yemin ediyorum ki akşamki çılgın yemek planlarım için midemde yer kalsın. Ama sultanahmet eski sultanahmet değil efenim! Bi kere neymiş koku olmicakmış! diye nerdeyse bütün yemekleri kaldırmışlar. Zaten eskiden karşılıklı iki yolda olan standları da tek bi yola dizmişler. etrafta sadece tatlıcı falan var bi de simit. Anne nerde benim sucuğum? nerden benim tantunim? Bana niye almıyorsun demez mi bu çocuk??!! her taraf satıcı dolmuş, yok fesler, islami kitaplar,efendim örtüler mörtüler, ıncık cıncık… başka da bişey yok… Ama nası bi kalabalık. insanlar resmen bırak masayı çimenlik alan kapışıyo.
Neyse biz öyle ya da böyle biraz ramazan tadı aldık. Caminin önüne gittik iftar vaktini bekledik yemeğimizden ilk ısırıkları almak için…sonra caminin ışıkları yandı heryer bi anda inanılmaz bi sessizliğe büründü ve herkes yemeğe başladı.Biz de biraz orda oturduktan sonra her türlü tatlıdan yiyerek açığı kapadık. Biraz oralarda dolandık geldik.
Ama sultanahemete tepkim büyük bu böyle biline! Oranın tadı birbirne karışan yemek kokusundaydı bi kere… dikili taşların arasna kurulan dandirik çocuk trenindeydi!
Bu kadar yemek temalı bi yazı olsun istememiştim aslında. Ama eskiden bi telaşesi olurdu ramazanın bi heyecanı vardı. Hakkaten ya nerde eski ramazanlar?
çok mu geziyorum ben ya?
August 9th, 2011Stajımın arasında 3 gün Kaş’a kaçmış geceyi yolda geçirdikten sonra yorgun, uykusuz ve de fazlasıyla boyun ağrısı çeker bi halde kendimi ofise atmıştım ki kendime bu kaçınılmaz soruyu sordum sonunda “çok mu geziyorum ben ya?”. Tamam biraz leyleği havada görmüş olabilirim, etrafımdakiler de artık ince imaları bi kenera bırakıp resmen “kır dizini otur kızım gezme artık” diyo olabilir ama kendimce “şimdi gezmezsem bi daha ne zaman gezcem? “hem herkes geziyo yani tek ben miyim?” şeklinde kendimi ikna ediyodum… Taa ki en son aldığım “senin geliceğinden şüphem yoktu zaten” cevabına kadar. Tamam kabul ediyorum hepiniz rahatlayın biraz gezentiyim! :)
Ama gezerek öğreniyorum ben. Farklı insanlari farklı kültürler hesabı işte… Çok gezen mi bilir çok okuyan mı (ya o değil de bu lafı ne zaman duysam aklma Burcu Çokgezen gelir. Her hocanın adını duyduktan sonra bu laf üzerinden espri yapması beni bile baymıştı artık kendisini düşünemiyorum bile) demişler o kadar boşuna mı… Çok okumuyo olabilirim ama çok gezerek açığı kapatıyorum bence :) Hem kime zararım var. Babamın bütçesi ve de her bi yere gidişimde “bu sefer hangi manyaklığı yapıcak acaba” diye tee amerikalarda kendi kafasını yiyen ablam dışında :)
Ama bugün bi video izledim ve de tekrar huzura kavuştum. Yok efendim ben o kadar çok gezmiyorum insanlar dünyayı dolaşmış üzerine bi de süper videolar çekmiş!
E be göksu o kadar gezdin hiç böyle bişey göremedik senden anca konuşuyon demezler mi adama? Derler valla. ama ben de kaşta iphone appleri sağolsun güzel güzel fotolar çektim :) onları da paylaşcam en yakın zamanda. siz şimdilik bu videolari izlyin efenim :)
Solda güneş yükseliyordu…
August 4th, 2011Kafamda yaz şarkılarının biri bitip oburu baslama halinde su an…
Efendim bir yaz klasigi “guneyeee giderken solda gunes yukseliyooorduu…” olsun, dilime dolanan sacma demet sarkilarindan “bi kac gun tatile cikmaliyim aklma grlirsen sana yazarim” olsun, yeni yeni yaz sarkilari repartuarima dusmus olan sila sarkisi “hadi kalk gidelim hemen su anda kapa telefonunu bulamasin arayan da acariz radyoyu yolnereye biz oraya… İyi gelmez mi hic deniz havasi bi goz oda bulur sokariz basimizi bi de koyariz iki kadeh kafa neree biz oraya…” olsun… Daha aklina gelen varsa cekinmesin eklesin lutfen sarki dagarcigima ( bu da nasi bi kelimeysr ya da ne demekse artik) eklencek her sarkida braz daha denize-gunese yaklasiyomus gibi oluyorum :)
Evet evet ben tatile gidiyorum! A yo yo niyetim kesinlikle nispet degil yanlis anlasilmasin :) sadece kendi icimde fazlasiyla mutluyum. Staj yaptiimdan kaynakli olaa gerek baska zaman anlata anlata yerlere goklere sigdiramadigim istanbul resmen dar geldi bana! Sıcaklar ve de yapis yapis hava da ustune eklenince darlandim malumunuz. Yoksa baska zaman olsa tatile gidiyorm diye bu kadar sevinmem yani -yersen-. Baktim bi de Munal hadi dalışa gidek dedi…. Sonuc olarak kendimi an itibari ile yolda olan Kaş otobusunde buldum. Malesef pazar gecesi yine ayni otobusle yollara dusmus olcama ama o bile yeter bana. 3 gun icin o yolu cekmeye deger mi beeeğğğhh diyenleriniz varsa size de kulaklarimi tikamis bulunmaktayım. Dalicam ben yaaa! Kaplumbagalarla yuzcem (tamam bu kesin olmayabilir ama umudum var :) sonra dalistan yorgun argin cikip teknede gunesin altnda uyuklicam sonra bidaha dalicam! Hele bu sefer beginner daldirmak da yok! Keyifciyim en alasindan! Dalisimi yapar keyfime bakarim!
Uykusuzum da yanimda! Hem da yaza ozel 68 sayfalik versiyonu! Beklemede kalin dalis anilarimla goz acip kapayana kadar donmus olurum :)
Ada Erinç
August 3rd, 2011Ailemizin küçük bi adası olcak. Sonra büyüycek.
ADA
thomas cook, bir araştırma gezisi sırasında atlas okyanusu’nun ıssız bir yerinde milyonlarca kuşun havada çığlıklarla daireler çizerek uçtuğunu görür. kulakları sağır edecek kadar yüksek sesle çığlıklar atan kuşlardan yorulanlar, okyanusun dev dalgaları arasına kendilerini atarak intihar etmektedirler!
bu olayı yıllar boyunca birçok balıkçı görür, birçok bilim adamı araştırır. kuş bilimcileri yaptıkları araştırmalarda göçmen kuşların farklı yönlerden gelerek okyanusta bu noktada birleştiklerini keşfederler, ancak intihar etmelerinin nedenini çözemezler.
yıllar suren araştırmalar sonucunda bu trajik olayın yaşandığı yerde bir ada olduğunu; kuşların göç yolu üzerinde bulunan bu adanın bir deprem sonucunda okyanusa gömüldüğünü bulurlar. insanların yokluğunu bile fark etmedikleri ada kuşlar için göç yollarının vazgeçilmez bir durağıdır. kuşlar binlerce yıllık alışkanlıkla adanın yerini bilmektedirler ve uzun ve yıpratıcı bir yolculuktan sonra aradıkları adayı bulamayınca, yorgunluktan bitkin bedenlerini çığlık çığlığa okyanusun sularına gömmektedirler.
peki ya siz?..
sizin hiç bir adanız oldu mu? yaşamın uzun göç yollarında size bir yudum taze soluk verecek, yolunuza dinç olarak devam etmenizi sağlayacak bir adanız var mı? bir gün yerinde bulamazsanız, ille de ulaşmak ve sığınmak için başınızın döndüğü, dengenizi yitirinceye kadar çırpınıp kanat çırptığınız bir ada yaratabildiniz mi kendinize? sınırsızca her şeyi paylaşabileceğiniz bir dost, yola birlikte çıkacak kadar güven duyduğunuz bir arkadaş, size daima huzur ve mutluluk verecek bir eş, ulaşmak için yıllardır uğraş verdiğiniz bir amaç edinebildiniz mi?
şöyle daha bir iyi bakın çevrenize… size gelen, sizin gittiğiniz, sizi bulan, sizin bulduğunuz kaç adanız var çevrenizde? kaç tane durup nefeslendiğiniz ada yaratmışsınız kendinize.




